top of page

Zamanın Durduğu Gün: 10 Kasım


Her ne kadar " Zaman durmaz" deseler de Türk ulusu için zaman #10kasım saat 09.05' te 83 yıldır durmaktadır. 10 Kasım, Ölümsüzlüğe uğurlanan Ulu Önder Atatürk'ün ölüm yıl dönümü ve Atatürk'ü #Anma günüdür.

10 Kasım 1938' de aramızdan ayrılan Ulu Önder Atatürk ölümünün 83. yıl dönümünde her zaman olduğu gibi bugün de özlem, saygı ve sevgiyle anılmaktadır.

Tarihin seyrini değiştiren Atatürk, Türk ulusuna emanet olarak özgür yaşayacağı demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini bırakmıştır.

" Benim naçizane vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." diyerek bu günleri işaret eden Atatürk'ün emanetine sahip çıkmaya devam ediyoruz. O gün yağmur yağmadan ıslanan tüm Türkiye aynı duyguları bugün de paylaşmaktadır.

Onu anarken sevdiği şeylere değinmeden olmaz. Atatürk tam bir kahve tutkunuydu. Sabah kahvesi ile gazete okumak en büyük keyiflerinden biriydi. Gün içerisinde sık sık kahve tüketirdi. Çevresi onun kahveye olan sevgisini şu sözlerle anlatıyor:


SABAH KAHVESİ

- Atatürk, her sabah uyandığında önce bir fincan şekerli kahvesini içer ve bu arada günlük gazeteler okuduktan sonra tıraş ve banyosu hazırlanırdı. Otururken de bağdaş kurmayı severdi. (Nuri ULUSU, Kütüphanecisi)


ÇALIŞIRKEN

- ‘‘Nuri oğlum, kahvemi söyleyiver.’’ demesi, o gelen kahveyi içerken camdan dışarı baka baka düşünmesi, zaman zaman tatlı, zaman zaman ise acı acı gülümsemeleri, sonra bana dönerek, ‘‘Dün hangi kitapta, nerede kalmıştık?’’ demesiyle birlikte, birkaç saniye sonra okuduğu kitabını sayfasını açarak önüne koyuverdiğim an bana sevgi ve takdirle bakması...

- ‘‘Sen şimdi kahvemi söyle de bir düşünelim.’’ dedi. Hemen kahvesini söyledim, kaldığı yerden kitabını okumaya başladı, kahvesini içti, okudu, okudu…

Ertesi sabahı hiç unutmam. Ben erkenden kütüphanemize gelmişim, çalışıyorum. Saat 11’e doğru Atatürk geldi, masasına oturdu, biraz sonra her zamanki gibi kahvesi geldi.

#Atatürk herhangi bir konu üzerinde çalışırken, konu ne olursa olsun, gayet dikkatli, sakin, sükunetle ve de çok sessiz çalışırdı. Sadece ben veya o sıra yanında olan kişilerin ricalarıyla bir dilim kızarmış francala yer, bir bardak ayran içer ama her saat başı yarım kesme şekerle pişirilmiş moka kahvesinden de bir fincan içerlerdi.


SEYAHATLERİNDE-MOLALARINDA

Kütüphanecisi Nuri ULUSU;

Yanımızdaki bir çanta içinde, termosta soğuk suyu ile çiğ #kahvesi ve şekeri bulunurdu. Şayet gideceği yerde çalışmak arzusunda iseler-ki çoğunlukla olurdu- o günkü çalışma konusu ile ilgili kitapları, defter, kalemi ayrı bir çantada bulundururduk.


İstanbul, İzmir, Ankara veya başka illere seyahat ettikleri zaman spor kulüplerine ziyarete gider, defterlerine hatıra yazıları yazar, kahvesini içer, sohbetlerini yapar ve de ayrılırdık.


Bir sabahçı kahvesi gördü ve arabayı durdurdu, indik içeri girdik. ‘‘Siz dışarıda bekleyin.’’ dedi.

Bir masaya oturdu, sade bir kahve istedi.


Kireçburnu gazinosu. Sahibini iyi tanırdım, evi de yakındı. Hemen gidip uyandırdık, gazino açıldı.

Hemen o meşhur kahvesi geldi ve o balıkçılarla Atatürk harika bir sohbete başladı.

Atatürk Belediye Parkı’ndaki anıtı görmek için ziyarette bulunmuş ve orada da dinlenip, çok sevdiği kahvesini yudumlamak için mola vermiştiGidilen yere ulaştığımızda her zaman mutlaka etrafı çok iyi inceler, sonra oturur veya kalırdık. Mola verdiğimiz zaman kahvesini içerdi.

Söğütözü’ndeki küçücük kulübe de çok hoşuna giderdi. Bazen gider, söğütler altında bağdaş kurmak suretiyle oturur, kahvesini zevkle içerdi.

Bazı akşamlar, bu kuleli köşke gelir, çiftlik işleriyle uğraşan müdür ile görüşür, bir kahve içer, hatta ve hatta bazen çok keyiflenir, akşam sofrasını burada kurdurur, gece de burada konaklardı.


DAVETLERDE


Atatürk’e on iki yıl (1927-1938 yılları arasında) gece gündüz hizmet etmiş olan Cemal Granda:


‘‘Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri’’ kitabında Atatürk’ün misafirlerine kahve ikram ettiğini şu dizelerle dile getiriyor.


'Konuklara kahve ikram buyurulurdu. Kahveleri getirdik, içildi. Konuşmalar çok samimi bir hava içinde geçiyordu. M.Herriot benden Fransızca bir şekersiz kahve daha istiyor: ‘‘Sans sucre cafee (yani şekersiz kahve).’’ diyordu. Anlaşılan Türk kahvesinin tadı hoşuna gitmiş olacaktı. ‘‘Emredersiniz.’’ diye karşılık verdim. Ve hemen sade kahveyi özene bezene pişirerek konuğumuza götürdüm.

İngiltere Kralı, VIII. Edward ve öbür konuklar Ertuğrul Yatı’ndayken kendilerine Türk kahvesi ikram edildi. Servis, usulen konuklardan değil, ev sahibinden başlıyordu. Bu yüzden önce iki kahve getirdim.

Atatürk kahveyi misafire verdikten sonra da bana dönerek: ‘‘Bana da bir sade kahve getir.’’ diye emir buyurdu.'


CEPHEDE


Atatürk’ün kahve sevgisi tabii ki Cumhuriyetin ilanından sonra değil öncede vardı. Cephede savaşırken kahveye olan düşkünlüğü; Halide Edip Adıvar’ın İstiklal mücadelesi ve cumhuriyetin ilanına kadar geçen süreçteki anılarını roman haline getirdiği ‘‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’’ adlı eserinde;


Karargah’ta da dıştan sakin görünmekle beraber, güç anlar yaşıyorduk. Ben, daima büromda tercüme ve makine ile meşguldüm. Bazan Mustafa Kemal Paşa gelir, bir kahve ısmarlar, azıcık otururdu. O günlerde, bütün enerjisiyle maksat uğruna çalışan dağınık kuvvetleri idare etmeye çalışıyordu.

'Dinleniniz, Paşam, yatınız' dedim.

'Hayır, haydi bir kahve daha içelim' diyerek, kendisine hizmet eden Ali Çavuş’a seslendi.

Nihayet neticeyi öğrendik. Yakup Kadri de bizimle birlikte Karargah’ta durdu. Mustafa Kemal

Paşa’nın yaveri durmadan haber getirirken, Mustafa Kemal Paşa hepsine sövüyordu. Nihayet sabah oldu.

Mustafa Kemal Paşa: ‘‘İsmet, Eskişehir savaşını kaybetti; haydi bir fincan kahve daha içelim.’’ dedi.

Savaş esnasında teslim olan düşman askerlerine de kahve ısmarladığını şu cümlelerden anlayabiliriz.

'Oturun, General, yorulmuş olacaksınız'.

Bundan sonra, sigara tabakasını uzattı, kahve ısmarladı. General Dionis’e de nezaketle muamele etmekle beraber, gözleri Trikopis’in gözlerinde...


SON GÜNLERİNDE


Genel Sekreteri Hasan Rıza SOYAK;


'Anlamıştım ki, bu hususta da hem doktorların tavsiyeleri, hem de refikasının titiz tedbiri boşa gitmişti. O, bir yolunu bulmuş, yine istediği kadar sigara içiyor, aynı zamanda eskisi gibi olmamakla beraber sık sık kahve içmekte de devam ediyordu. Tabiidir ki devlet işleriyle iştigal etmekten, Büyük Millet Meclisine devam ederek mühim müzakerelerde bulunmaktan da geri durmuyordu. Yani geçirdiği krizden epeyce sarsılmış olmasına rağmen, nihayet beş, on gün süren dinlenme ve perhizden sonra, aşağı yukarı yine eski yaşayış tarzına ve faal hayatına dönmüş bulunuyordu'.


13 Ekim Perşembe günü yine bir karından su alma operasyonu geçirdi. Nihayet operasyon bitince Atatürk derin bir soluk aldı ve; ‘‘Ohhh.. çok rahat ettim.’’ dedi. ‘‘Şimdi bana bir sigarayla bir kahve verin.’’ İşte sağlıklı dönemin bir eski adetine göz kırpıyordu. Yaşam ile ölüm arasında bir dirhem mutluluk, bir küçük ağız tadı…


SON KAHVESİ




Son kahvesini 7 Eylül 1938 sabahı içti. Hastaydı, ağırlaşmıştı. Muayenesini tamamlayan Profesör

iessinger ciddi şekilde uyardı. ‘‘Görüyorum ki önerilerimi pek dikkate almıyorsunuz, sigarayı azaltmış olmanız memnuniyet verici ama, lütfen kahve içmeyin, şu anda bir fincan kahve sizin için alkolden daha tehlikeli, lütfen kahve alışkanlığından vazgeçin.’’ dedi.

Mustafa Kemal uslu uslu ‘‘peki’’ dedi… ‘‘Son kahvemi birlikte içmeyi teklif ediyorum.’’ Kahveler geldi. Vedalaşır gibi ağır ağır yudumladı. Profesör saraydan ayrıldıktan sonra, odaya Sabiha Gökçen girdi.Mustafa Kemal üzgün bir ses tonuyla ‘‘Gel Sabiha’’ dedi. ‘‘Sana bir sır vereceğim, kahve içmem kati surette yasaklandı, şu fincanı görüyor musun, işte o benim son kahvem!’’

Sabiha fincanı alır. Yıkanması için mutfağa götürüyormuş gibi yapar ve telvesiyle birlikte altmış beş yıl saklar. Vefat etmeden önce yazar olan eşi Eriş ÜLGER’e armağan eder.



bottom of page